İçerik
Aksiyon severler için...
Polis Vincent (Tomer Sisley) ve arkadaşı ,uyuşturucu satıcılarından yüklü miktarda kokain çalıyor ama işler ters gidiyor. Uyuşturucu satıcılarından biri paçayı kurtarıyor, üstelik Vincent ve arkadaşını tanımış olma ihtimali de yüksek. Bir de buna Vincent’ın arbede sırasında bıçak yarası aldığını ekleyin. Kısa süre sonra Vincent ve arkadaşının korktuğu başlarına geliyor.
İçerik
Godot Gelmeyecek!
1975 doğumlu Fransız yönetmen Xavier Gens ilk uzun metrajı Sınır(da) ile dikkatleri üzerine çekmeyi başardı. Fransa’da yaşanan sosyal olayların ortasında başlayan film kahramanların şehir dışına çıkmasından sonra 180 derece çark ederek çok sert şiddet sahnelerine ev sahipliği yapan ve birçok korku klasiğine göz kırpan umulmadık bir yöne doğru evriliyordu. Hemen akabinde yönettiği Hitman ile bu sefer aksiyon sinemasına kayan Gens, şimdi de Mahşer Günü ile post apokaliptik bilim kurgunun sularına dalıyor.
İçerik
Amerikan işi “Liselim” komedisi!
Johnny Depp’i ünlü yapan 80’lerin fenomen dizilerinden 21 Jump Street aradan geçen 25 yıldan sonra yoluna sinemada devam ediyor ancak bu defa sulu zırtlak bir komedi olarak!
İçerik
Dersim’de doğa, film ve özgürlük….
Bir festivale giderken, öncelikle de ilk defa gideceğim bir yerse nasıl bir yere gidiyorum düşüncesiyle giderim. Dersim / Tunceli hakkında çok şey duyduk yıllarca, çeşitli gündem maddeleri oldu Dersim’in… O yüzden muhteşem doğasıyla baş başa kalmış, kendisini doğaya adayarak kendinden geçmiş insanlarla karşılaştım… Babamın yıllar önce Hozat’ta görev yaptığını bildiğim için (daha ben doğmadan) Hemen babamı aradım Tunceli’deyim dedim… Babamın sesi heyecanlıydı, orası çok demokrattır, halkının yüzde doksanı okumuştur ve doğası harikadır dedi… Evet gerçekten de gittiğim diğer doğu illerinden farklıydı…
İçerik
Karanlık, organik, patetik!
Mitoloji: Prometheus, kurnaz bir titan. Zeus'un gözüne girip Olympos'da yerini aldıktan sonra aslında Tanrılara kin beslediği ortaya çıkar... Kendi gözyaşıyla beslediği balçıktan insanı yaratarak isyanı körükler. Ve insana ateşi de veren Prometheus, böylece uygarlığa giden yolu açar. Fakat Zeus, hem onu, hem de insanları cezalandıracaktır...
İçerik
Prometheus da dindar olmuş!
Tanrıların zulmüne dur diyen özgürlükçü, asi ve gerilla titan Prometheus, ateşi çalar ve eşitlik aşkına insanlarla paylaşır. İnsan için isyan eden, bu büyük vicdan, elbette tarihin ilk komünistidir aynı zamanda... Kibirli ve kinli tanrıları karşısına alan ve bu uğurda işkence ve eziyet gören, görece mağdur ve mazlum ama inadına mağrur Promete, Ridley Scott sayesinde tekrar tanrıyı veya tanrıları aramaya çıkar. Görsel bir şölenin hakkını veren, uzun bir süredir de yolu gözlenen Prometheus filminin en büyük falsosu da budur.
İçerik
Ondan önce ve ondan sonra
Fransız sinemasının son dönem başarılı örneklerinden olan Aramızda Bebek Var evlilik, çocuk sahibi olma, doğumdan sonra aile ve fertlerin yaşadığı yıpranma üzerine önemli bir film.
İçerik
Pamuk Prenses halk kahramanı olursa!
Konu sıkıntısından mıdır nedir bilinmez eski masallar önümüzde değişik versiyonlarda diziliyor. Geçen senenin filmi Kız ve Kurt, Kırmızı Başlıklı Kız denkleminden yola çıkan ama bambaşka yollara sapan bir filmdi. Beni asıl heyecanlandıran bu sene başlarında vizyona giren Tarsem Singh imzalı Pamuk Prenses’in Maceraları: Ayna Ayna Söyle Bana / Mirror Mirror’dı.
İçerik
Ajanların sırları ortaya çıkıyor
Uzaylı yaratıklar ve ajanlar arasındaki kovalamacayı anlatan bilimkurgu efsanesi Siyah Giyen Adamlar serisinin üçüncüsü 3 boyutlu olarak sinemalarda. Başrollerini Will Smith, Tomy Lee Jones ve Josh Brolin’in paylaştığı filmde Ajan J, geçmişe gömülü sırlarını açığa çıkarmak üzere zamanda yolculuk yapıyor ve 1969 yılına dönüyor. Siyah Giyen Adamlar 3, Will Smith ve Josh Brolin’in karizması, eğlenceli senaryosu, rengarenk uzaylılarıyla baştan sona eğlence vaad eden bir film.
İçerik
Siyah giyme toz olur!
“Siyah Giyen Adamlar 3” (Men in Black 3), dünyaya kalmaya, konaklamaya veya olay çıkartmaya gelen kimi iyi, kimi zeki, kimi de harbiden deli uzaylıları ve onlardan sorumlu, özel yetenekli, altın yürekli ve siyah takım elbiseli yeryüzü ajanlarını anlatan 15 yıllık absürt serinin üçüncü ve son filmi, özetle... Siyah Giyen Adamlar 3, hakkını teslim etmek gerekirse en az 1997'de kotarılan ilk yapım kadar etkileyici, 2002'de çekilen ikinci filmden ise fersah fersah iyi.... Üç boyutlu, ilk iki filmden daha derinlikli, keyifli ve seyri zevkli bir film bu, kaçırmamalı...
İçerik
Bütün Okulla Yatabilirsin ama Kirli Kızları Kimse Sevmez!
80’lere nur yağdı! Aslına bakarsanız değişen bir şey yok, sanırım biz insanlar 30 yıl öncesini anarak duygusallaşmayı seviyoruz. Hala sinemaya giden, alışveriş yapan bir neslin yaşamla sinema üzerinden son yakınlaşması gibi… 80’lerde de 50’leri anar dururduk çünkü.
İçerik
Şeytana Kanma Yoksa Yanarsın
Şeytanın Yüzü, Matthew Lewis tarafından yazılmış olan, gotik edebiyatın klasikleşmiş eserlerinden 1796 tarihli The Monk isimli romandan uyarlanmış, ancak sinemaya uyarlanan ilk örnek değil. Senaristleri arasında Luis Buñuel’in de bulunduğu ve Adonis Kyrou’nun yönettiği Le moine (1972) ile Francisco Lara Polop imzalı The Monk (1990) romandan beyazperdeye aktarılan daha önceki yapımlar.
İçerik
Monica bile zamanı durduramıyor
Yakıcı Bir Yaz vizyona girdi. Filmin kadrosuna bakınca çok şeyler beklediğim bir yapımdı. Ama ne yazık ki beni hayalkırıklığına uğrattı. Bunun iki sebebi var birincisi yönetmenin bakış açısı, diğeri ise zamanın acımasızlığı. Ne olursak olalım. Durduramadığımız veya çaresini bulamadığımız en büyük şey zamanın sürekli akıyor olması ve insanın üstündeki etkisi.
İçerik
Sıradışı Dostluğun Hikayesi
Olivier Nakache ve Eric Toledano yönetmenliğindeki Can Dostum’u popüler Fransız sinemasının en güncel örneklerinden biri olarak adlandırabiliriz.
İçerik
Zamanla sınırlandırılamayan animasyon başyapıtı!
'En İyi Film' dalında Oscar'a aday gösterilen ilk animasyon... Ayrıca, 'ses', 'müzik' ve üç şarkısıyla ayrı ayrı 'en iyi şarkı' adaylıkları olan; Alan Menken besteleriyle 'müzik' ve yine Menken ile Howard Ashman (40 yaşında öldü ve ödülünü göremedi) ortak çalışması "Beauty and the Beast" adlı parçayla da 'şarkı' olmak üzere iki Oscar kazanan film...
İçerik
Dansın Mitolojisi!
Daha önce kanlı canlı bir biçimde iki kere izlediğim ve hayranlık sınırlarımı katlayan Pina Bausch’u yıllar sonra Wim Wenders’in elinden çıkma, üç boyutlu olarak izlemek hem canlı performansın tatmininden uzak, hem de bir kadar heyecan vericiydi. Çünkü bedenin sınırlarını zorlayan, görsellikle desteklenen ve dansçıların mimikleriyle hız yapan bir gösteriydi.
İçerik
Kafası karışmış bir aksiyon
Aksiyon dünyasında belirli isimler belirli kalıplarla yaşar ve ünlenirler. Mesela Sylvester Stallone Rocky ve Rambo karakteriyle, Arnold Schwaznegger Terminatör’le, Clint Eastwood son dönem filmlerine rağmen Kirli Harry’le yaşarlar zihnimizde.
İçerik
Filistin’de aynı anda muktedir ve ezilen olmak
TRT Belgesel Günleri meraklısına ulaşan, çok da ilgi gören, alanında oldukça iddialı ve büyük bir festival. Bunu bu yıl fark ettiğimde biraz da şaşırdığımı söylemeliyim çünkü festivalden bugüne kadar pek bilgi akış olmadı, en azından bana yönelik. Ya da büyüklüğünü fark ettirecek derecede bir bilgi akışı olmadı diyelim.
İçerik
İşçi mahallesinde aksiyon ve güldürü
1978 doğumlu Katherine Heigl, "Grey's Anatomy" dizisindeki başarısı bir yana, asıl, Judd Apatow filmi "Kaza Kurşunu "ndaki (Knocked Up)rolüyle, aynı karakterin, nasıl sempatik ve seksapel, hem komik ve hem hüzünlü, hem deli dolu ve hem de saf olabileceğini, tüm bu özellikleri ne denli sorunsuzca kombine edebileceğini gösterdi. Belki çok ayrıksı karakterler için uygun değil ancak mükemmel bir çekicilikle, kendine uygun yazılmış hikâyeleri sırtlayıp götürebiliyor.
İçerik
Üvey anne mi, üvey evlat olmak mı zor?
Can’ı Antalya Film Festivali’nin yarışmalı bölümünde izledim, aslında Antalya’nın ya da diğer festivallerin 'festival filmi' filmi mantığını kırmaya müsait bir anlatım içeriyordu, Selen Uçer’in performansı bana göre başarılıydı ama bazı şeyler düşündüğünüz gibi olmaz. (Jüri Özel Ödülleri geldi tabii Antalya ve Sundance’ten… )