İçerik
Venedik Film Festivali'nde 8.Gün
Harmony Korine 16 yaşında “Kids”in senaryosuna imza attığından beri, Amerikan bağımsız sinemasının yaramaz çocuğu olmayı sürdürüyor. Adını Amerikan üniversitelerinin bahar tatilinden alan “Bahar Tatilcileri” (Spring Breakers) Korine’in bugüne kadar yaptığı en ana akım film.
İçerik
Venedik Film Festivali'nde 7.Gün
Olivier Assayas’in Altın Aslan için yarışan filmi “Mayıstan Sonra” tahmin edilebileceği gibi 68 Mayısının ardından gelen yıllardan yani 1970’lerin başından söz ediyor. Assayas genç bir oyuncu kadrosuyla kendi hayatından izler taşıyan bir film yapmış.
İçerik
Venedik Film Festivali'nde 6.Gün
Bir yönetmenin ilk filmiyle Venedik’te Altın Aslan için yarşsması sıradan bir şey değil. İsrailli Rama Burshtein “Boşluğu Doldur” (LEMALE ET HA’CHALAL) adlı filmiyle bunu başarmış.
İçerik
Venedik Film Festivali'nde 5.Gün
Terrence Malick’in bir dahi oldugunu benim de düşünmüşlüğüm vardır. “Ince Kırmızı Hat”ı Berlin’de seyrettiğimde çok etkilenmiştim. Bir de garip bir ilişkim oldu Malick’le. Gayet nadir film yapan bu yönetmenin filmleri ne zaman büyük bir festivale gitsem beni buldu. İlk Berlinale’mde de ilk Cannes’ımda da Malick yarıştı ve filmi en iyi film seçildi. İlk Venedik’imde yine Malick yarışıyor. Bakalım tarih tekerrur edecek mi? Ben yine Cannes’da olduğu gibi Venedik’te de Malick’in eli boş dönmesi için duacıyım. Bu kez geçen seferkinden daha çok.
İçerik
Venedik Film Festivali'nde 4.Gün
Festivalin en heyecanla beklenen yarışma filmlerinden biri bugün gösterildi: Paul Thomas Anderson’ın ”Usta”sı (The Master) yönetmenin ”Kan Dökülecek”ten sonra yaptığı ilk film. Kan Dökülecek ikisi Oscar, birisi Berlin’de Gümüş Ayı olmak üzere 70 civarında ödül kazanmış bir filmdi. Daniel Day Lewis gibi güçlü bir oyuncusu vardı ve aslında anlattığı karakteri son derece yetersiz bir biçimde tasvir etmesine rağmen etkileyici olabilmişti. Safi bir kötülüğün temsilcisi gibiydi filmin petrol zengini kahramanı. Metafiziğin konusu olacak bir kötülüğün. O filmin bir de din adamı kahramanı vardı.
İçerik
Venedik Film Festivali'nde 3.Gün
Venedik Günleri adlı bölümde Miu Miu adlı moda şirketinin ısmarladığı 4 kısa filmden oluşan “Kadınların Hikayeleri”ni moda şirketinin (miu miu) web sitesinden görebilirsiniz (http://www.miumiu.com/it/wtales/2/film). Lucrecia Martel ve Giada Colagrande’nin filmleri ilginçken, Zoe Cassavetes ve Massy Tadjedin’in filmleri ise bende iz bırakmadı.
İçerik
Venedik Film Festivali'nde 2.Gün
Dün yazdığım filmlerin ikisi de yarışmalı bölümlerde yer almıyordu. Mira Nair’in “Kararsız Kökten Dincisi” festivalin açılışını yapmıştı, Sarah Polley’nin “Anlattığımız Hikayeleri” ise yarışmasız Venedik Günleri bölümündeydi.
İçerik
Woody Allen’la yaşamak ister misiniz?
Son dönemlerde sürü sepet vizyona giren Fransız filmlerinden biriyle daha karşı karşıya olduğumu düşündüğüm için ayaklarımı sürüyerek gittim Paris Manhattan’a. Açıkçası basın bülteninde de yazanlar çok iyi şeyler vaat etmiyordu bana. Woody Allen hayranı genç bir kadının aforizmaları ne kadar ilginç olabilirdi ki? Üstelik ben tam bir Woody Allen hayranı olduğum halde bunları söylüyorum.
İçerik
Venedik Film Festivali'nde 1.Gün
Bu yazıyı yazmaya başladığım sırada 69. Venedik Film Festivali daha resmen başlamamıştı ama film eleştirmenleri için gösterimler başlayalı bir gün olmuştu. Bu yıl festivalin başkanı degişti; Marco Mueller’in yerini Alberto Barbera aldı.
İçerik
Paralı herifler, çocuk gelinler...
Dilsiz bir gece... Dışarıda kanlı bir çarşaf bekleyen akbaba, pardon akraba, içeride kız çocuğuyla, ihtiyar adamı buluşturan bir dram, yani gerdek odası... Lanet başlık parası, körpe beden pazarı... Böyle gelmiş, böyle gider diyenler, vicdansız olmayı gelenek belleyenler, çocukları gelin edenler... Evet, çocuk gelinler gibi gerçekliği oranında yakıcı bir konuyu, kurgulayıp beyazperdeye taşıyan "Lal Gece", hani neredeyse tamamı bir odada geçse dahi, etkileyiciliğinden herhangi bir şey yitirmeyen bir seyirlik, özetle... Ötesinde Reis Çelik'in şu ana dek çektiği en iyi film bu, hiç şüphesiz. Ve resmen oyunculuk gösterisi yapan İlyas Salman gibi bir ustayı, 24 yıl sonra sinemayla tekrar buluşturduğu için seyretmeye ve seyrettirmeye değer.
İçerik
Pörtleyen gözler, üç memeliler ve total fiyasko...
Gerçeğe Çağrı'nın (Total Recall) yeni versiyonunu seyretmeden hemen önce 1990 tarihli ilk filmi tekrar izledim. Evet, kesinlikle gelen gideni aratıyor ve taklitler asıllarını yaşatıyor. Paul Verhoeven'ın yönettiği Arnold Schwarzenegger ve Sharon Stone'un oynadığı Total Recall, pörtleyen ve tekrar normale dönen gözler, sarkan diller, ufacık burun deliğinden çıkan toplar ve bunun gibi birçok tuhaflığın serpiştirildiği, esprili ve B tipi estetiğine meyilli, kült mertebesindeki bir bilimkurgu denemesiydi. Komik, eğlenceli ve görece yaratıcıydı. Philip K. Dick uyarlaması Total Recall her şeyden öte, Mars'a dair bir film idi, kızıl gezegene atmosfer gelsin, zalim zenginler kaybetsin, ezilenler yani mutant direnişçiler soluk alabilsinler diye, bizim kas yığını vali Arnold, hafızası silinmiş eski gizli ajan rolünde kahramanlığa soyunuyordu. Eksik ve gedikti ama güzeldi be...
İçerik
Kara Şövalye’ye acıklı bir veda
Christopher Nolan, DC Comics dünyasının ünlü süper kahramanı Batman’i yeniden ele aldığı serinin son halkası Kara Şövalye Yükseliyor’da destansı bir finalle hikâyeyi tamamlıyor. Warner Bros., Amerika’da 12 kişinin hayatını kaybettiği kanlı gösterimden sonra filmin Paris ve Türkiye’deki gala ve özel gösterimlerini iptal etmişti. Kara Şövalye Yükseliyor sessiz sedasız ama biletleri önceden tükenmiş salonlarda vizyonda. Filmin İMDB notunun 9.1 olduğunu da hatırlatalım.
İçerik
Kartaca yıkılmalı, Gotham kurtarılmalı...
Muhafazakarlık maskesini yeniden takan, kapitalizm ve faşizm için sürekli kahramanlığa soyunan, haliyle hayli hayran depolayan pek meşhur düzen yanlısı ve yüce ahlaklı mirasyedi Batman Efendi, çizgi romandan sinemaya görkemli geçişinin şimdilik son etabında, Gotham kentini nükleer tehlikeden kurtarmaya çabalıyor. Çizgi romanların ekseriyetle, J. Edgar Hoover zihniyetinde düşmanlar yarattığı, sıcak savaş, soğuk savaş ve işgal sürecinde ABD'nin çıkarlarını gözettiği ve sisteminin devamı için çaba gösterdiği malumunuz. Batman de tüm bu kahraman ordusunun belki de en sinsi üyesi, saman altından su yürütmekte üstüne yok. Evet, Kara Şövalye Yükseliyor, nükleer tehlike altınaki bir kenti, teröristleri, azgın suçluları ve elbette buna karşı çıkan kahramanları anlatıyor. Neden düşman var diye sormuyor, sisteme rakip çıkanı bertaraf etmenin yolunu kurguluyor. Erk sahibi olanlar, evini temiz tutup, komşuya musallat olurlar. Tarih tanıktır, Kartaca yıkılmalıdır diyenlerle, Felluce'yi dümdüz edenlerin farkı yoktur. ABD dışındaki bir ülkenin sıradan bir kenti, ekipman tipi işbirlikçi kahraman Batman'in umurunda mı? Asla! Ancak Gotham önemli ve değerlidir, sistemin kalbidir ve ivedilikle kurtarılmalıdır.
İçerik
Amerikalı Kara Şövalye
Christopher Nolan’ın Batman serisi üçüncü filmiyle sonlanıyor. Christian Bale belki de son kez Batman kostümü içinde…
İçerik
Kokuşmuş Bir Şeyler Var(mış) Danimarka Krallığı’nda
“Yasak Aşk”ın mutlu sonu Türkiye’nin bugünkü ortamına hiç uygun değil. Film gerici ulema ve feodal toprak sahipleri ittifakına karşı liberal bir aydının mücadelesi fonu altında bir yasak aşkı anlatıyor. “Gericilik” siyaset bilimcilerince kabul edilen bir kavram değilse de oldukça anlamlı bir kavramdır kanımca, bu nedenle kullanmakta sakınca görmeyeceğim. Filmin kapsadığı süre boyunca dinci gericilerle, ilerici burjuvalar arasındaki kavga sürer gider, Danimarka Krallığı’nda.
İçerik
Alkışlarken oturmayın!
Bu yıl Oscar törenlerinde en çok konuşulan olaylardan biri, Albert Nobbs’daki performansıyla Glenn Close’un “Demir Leydi”deki performansıyla Meryl Streep’le karşılaştırılmasıydı. Diğer rakiplerine uzak ara fark atacağı belli olan bu iki ustadan kazanan Meryl Streep olmuştu. Elbette ki, biyografik filmlerin olası etkileyiciliğini arkasına alan Meryl Streep oldukça avantajlı bir portre ortaya koymuştu. Oscar’ı hak etmişti. Ben de böyle düşünüyordum. Ta ki, 31. İstanbul Film Festivali’nde “Albert Nobbs”u izleyene ve Glenn Close’un performansını görünceye kadar…
İçerik
Lübnan’dan Vizontele Manzaraları
Nadine Labaki’nin adını Karamel (2008) adlı filmiyle tanımıştık. Lübnanlı yönetmen, bir arkadaşıyla birlikte yazdığı filmde başrollerden birini de üstlenmişti. On parmağında on marifet olan Labaki daha ilk filmiyle Cannes’da boy göstermiş ve çok da beğenilmişti (her açıdan beğenilmişti çünkü Labaki çok da çekici bir kadın).
İçerik
Kıtalarla birlikte ekip de ayrılıyor
Önceki filmleri dünyada olduğu gibi Türkiye’de de gişe rekorları kıran Buz Devri serisinin dördüncüsü ‘Buz Devri 4: Kıtalar Ayrılıyor’, Amerika’dan da önce üç boyutlu ve Türkçe dublaj seçeneğiyle vizyonda.
İçerik
Bırak kıtalar ayrılsın, sevenler asla ayrılmasın!
“Buz Devri 4: Kıtalar Ayrılıyor” (Ice Age: Continental Drift), 10 yıllık sevimli animasyon serisinin şimdilik son durağı... Elbette, güzelim dünyamızın en eski sahipleri olan hayvanlara dair... Hadi, mamutları bizlerden doğa ayırdı, ya şimdi?
İçerik
Palamutunun peşindeyiz Buz Devri!
İlki 2003 yılında vizyona giren, bir toplaşma ve insanoğluna (bebeği ailesine ulaştırma azmi) yardım kampanyası gibi doğan Ice Age / Buz Devri seri açıkçası hemen dikkatleri üstüne toplamayı başarmıştı. Öyküsü çok tatmin edici olmasa da karakterlere yüklenen komiklikler ve ara espriler filmi bugünlere getiren detaylar.