İçerik
ATM: Acayip, Tuhaf ve Manidar
“Uyarısız Şiddet: ATM” filmiyle ilgi söyleyeceğim ilk şey, tek kelimeyle fiyasko olduğudur. Bu saçma sapan filmin, yola çıktığı gerilim ve korku türü ile her hangi bir alakası yok, bankamatik, paramatik vs. üzerinden zengin sınıfa ve kapitalizme giydirmeyi direkt hedeflemediği de malum... Üstelik senaryo facia, diyaloglar kötü, oyunculuklar dökülüyor, kurgu desen evlere şenlik ve nihayetinde berbat bir final. Vasatı bile tutturamayan, salt gişeyi düşünen, az maliyetle çok kazanayım diyen sıradan bir yapım bu, özetle. İzleyici deneme tahtası değildir ve yaptığı işe özenmeyen, seyirciye de asla saygı duymaz.
İçerik
Bulmayın artık şu filmleri!
Bu hafta sinemalar, baba oğul Stone’ların işgali altında. Oliver Stone’un yönettiği Vahşiler’de Sean Stone kısa bir rolde görünürken, baba Stone da oğlunun yönettiği filmde aynı şekilde kısa bir rolde görünüyor.
İçerik
Savaş, Seviş ve Kafayı Bul
Oliver Stone’un hayatı da film kariyeri de bir sarkaç gibi, bir sağa bir sola salınıp duruyor. Varlıklı sayılabilecek bir anne-babanın çocuğu Stone. Annesi Hristiyan, babası Yahudi, kendisi ise Budizmi seçmiş.
İçerik
Başarılı Bir Wuxia Örneği
Viizyonda Hong Kong sinemasının en gözde yönetmenlerinden biri olan Tsui Hark’ın kamera arkasına geçtiği, tüm dünyada beğeniyle karşılanmış bir film var. Dedektif Dee; Gizemli Alev, Uzak Doğu dövüş sanatlarının sergilendiği renkli sahnelere sahip başarılı bir Wuxia örneği.
İçerik
Bu filmler bizi germiyor
Gerilim filmleriyle o kadar çok karşılaşıyoruz ki izleyici olarak artık kolay kolay heyecanlanmadığımızı söyleyebilirim. Korku ve gerilim filmleri özel türlerdir, kendilerine göre formülleri vardır. Bu tür filmlerin alt metinlerine istediğiniz konuyu ve eleştiriyi saklayabilirsiniz. Zaten bir korku veya gerilim filmini başarılı diye nitelememizin en büyük sebebi de bu alt metinlerde bulunan eleştirilerdir.
İçerik
Yeniden zıplıyoruz: Her belaya derman, Spider-Man…
Sam Raimi’nin giderek kan kaybeden Örümcek üçlemesinden sonra Peter Parker ve maskeli kişiliği Spider-Man bir kez daha gişede şansını deniyor. Aslına bakarsanız ben Raimi’nin çektiği Örümcek Adam filmlerinden pek hazzetmem.
İçerik
Biraz Sherlock, biraz Indiana Jones, e tabi biraz da Wuxia!
Uzakdoğu sinemasına ucundan kıyısından bile olsa, azıcık bulaşmış hemen herkesin Hark Tsui ile yollarının kesişmesi oldukça muhtemel. Yapımcı, senarist, yönetmen ve aktör olarak onlarca yapımda görev alan Tsui, Hong Kong sinemasının altın çağı denilen seksenli ve doksanlı yıllarda öne çıkan sinemacılardan biri.
İçerik
Faust bile olamayız
Faust’u yazıp yazmamak için uzun süre düşündüm. Özellikle diğer sinema eleştirmeni arkadaşlarıma baktım ve neredeyse çoğunluğunun Alexander Sokurov’un serbest Faust uyarlaması için kalem oynattıklarını gördüm. Halbuki film ülkemizde bir kopya ile vizyona giriyor. Yani aslında vizyona filan girmiyor. Sadece Beyoğlu sinemasında gidip izleyebilirsiniz.
İçerik
Daha iyi yaşamak ümidi duvara tosladığında…
Daha ilk dakikalarında şef olma hayaliyle iş arayan aşçı Yann ve terslendiği bir restoranda çalışan Lübnan asıllı Nadia’nın tanışmasına, hemen ardından da sevişmelerine tanık oluyoruz. Olaylar hızlı gelişiyor. Nadia’nın eski evliliğinden Süleyman adında dünya tatlısı bir de oğlu vardır. Yann ve Süleyman’ın arasında arkadaş/ebeveyn karışımı bir ilişki hızlıca kurulur. Harika bir çekirdek aile olmak için her şey tamamdır. Bir de göl kenarındaki o restoranı açıp kendi işlerine sahip olabilirlerse…
İçerik
Bu filmde iki ‘D’ var
2010 yılındaki filmde Victoria Gölü’nü kana bulayan piranalar devam filminde bir su parkının açılışını hedef alıyor.
İçerik
Palamutunun peşindeyiz Buz Devri!
İlki 2003 yılında vizyona giren, bir toplaşma ve insanoğluna (bebeği ailesine ulaştırma azmi) yardım kampanyası gibi doğan Ice Age / Buz Devri seri açıkçası hemen dikkatleri üstüne toplamayı başarmıştı. Öyküsü çok tatmin edici olmasa da karakterlere yüklenen komiklikler ve ara espriler filmi bugünlere getiren detaylar.
İçerik
Su parkı değil de sanki slikon vadisi
Katil balıklar, kanlı vücutlar, alıklar, salaklar ve tam tekmil istismar... “Pirana 3DD” filminin her hangi bir ederi yok, belki baştan sona ucuzluk, o kadar... Komik desen değil, eğlencelik desen değil, erotik desen o hiç değil. Senaryo sefil, diyaloglar ölümcül, oyunculuklar dökülüyor. Üstelik klişe deposu... Ortaya çıkan şeye vasat bile denemez, bu zaman kaybının adı konamaz. Sinirden güldürüyor, hem seyirciye, hem de piranalara resmen ayıp ediliyor.
İçerik
Bu da İngiliz Pastası
Gençlik komedileri sinemanın başarılı türlerinden. Özellikle 80’lerde hit yapan bu tür ara ara başarılı örneklerle kendini hatırlatmakta. 1999 yılında gençlik komedilerinin son dönem kült olmuş örneği sinemalarda kendini gösterdiğinde bir çılgınlık yarattı. Amerikan Pastası o kadar başarılı oldu ki serisi çekildi. Bu yıl da sonuncu filmi seyrettik. Avrupa sineması da kendine has olmakla birlikte aslında Hollywood’u takip ediyor. Özellikle aksiyon filmlerinde bu gözleniyor. İşte bu takipçiliğin sonunda İngilizler 2008 yılında The Inbetweeners adlı diziyi televizyon için üretti. Lisede okuyan dört kafadarın maceralarını işleyen bu dizi o kadar tuttu ki dizinin filmi de çekildi ve bu hafta biz onu sinemalarda seyredeceğiz.
İçerik
Ruhumun eşi, annemin kardeşi!
Café de Flore / Ruh Eşim’i izlerken aklıma doğal olarak son olarak izlediğimiz yerli yapım Eşruhumun Eşzamanı geldi. O ne kadar sıkıcı ve özensizse bu filmde bir o kadar özenli, karışık ve duygusal.
İçerik
Sahil Güvensiz, Kurtar Bizi Hasselhoff!
2005 yılında çektiği, rahatlıkla ‘çılgın bir film’ diye isimlendirilebilecek Kanlı Şölen (Feast) ile ismini bir kenara not ettirmişti 1957 doğumlu yönetmen John Gulager. Kendisinden aynı lezzette farklı işler beklerken o Kanlı Şölen’e vizyon şansı bulamayan iki adet devam filmi çekmeyi tercih etti.
İçerik
Nedir Bu Kadınlardan Çektiğimiz!
Gizemli Kadın, ülkemizde geç gösterime giren filmlerden… Yönetmeni Pawel Pawlikowski belgeselden gelen ve 1998 yılında çektiği The Stringer ile kurmacaya geçen, çok da üretken olduğu söylenemez bir sinemacı… My Summer of Love ile de uluslararası projelerde çalışma imkanı bulmuş…
İçerik
Sevmek kısa sürdüyse unutmak uzun sürer
Zorunlu ayrılık, kavuşamama, başkalarıyla kurulan yuva ve bir ömür beklenen vuslat... Aşk acısı ne yaman şeydir, bir hayatı, tereddütsüz darmadağın edebilir. Hani Neruda Usta; “Bu gece en hüzünlü şiirleri yazabilirim" der ve ekler ya; “Sevmek kısa sürdüyse unutmak uzun sürer”. Evet, bazen de hiç unutulmaz, belki beklenir, ötelenir, örtmek denenir, ancak çabaladıkça, çırpındıkça daha dibe, derine, en derine çeker seni sevda, kara sevda...
İçerik
Lan bu Sezar daha kaç kez ölecek?
“Sezar Ölmeli” (Caesar Must Die), Paolo & Vittorio Taviani kardeşlerin, sinemayla tiyatroyu harmanladığı, tarihin en önemli pususunu ve dolayısıyla suçunu, yüksek güvenlikli bir cezaevinde yeniden canlandırdığı müthiş bir film, tek kelimeyle...
İçerik
Prometheus da dindar olmuş!
Tanrıların zulmüne dur diyen özgürlükçü, asi ve gerilla titan Prometheus, ateşi çalar ve eşitlik aşkına insanlarla paylaşır. İnsan için isyan eden, bu büyük vicdan, elbette tarihin ilk komünistidir aynı zamanda... Kibirli ve kinli tanrıları karşısına alan ve bu uğurda işkence ve eziyet gören, görece mağdur ve mazlum ama inadına mağrur Promete, Ridley Scott sayesinde tekrar tanrıyı veya tanrıları aramaya çıkar. Görsel bir şölenin hakkını veren, uzun bir süredir de yolu gözlenen Prometheus filminin en büyük falsosu da budur.
İçerik
Pamuk Prenses halk kahramanı olursa!
Konu sıkıntısından mıdır nedir bilinmez eski masallar önümüzde değişik versiyonlarda diziliyor. Geçen senenin filmi Kız ve Kurt, Kırmızı Başlıklı Kız denkleminden yola çıkan ama bambaşka yollara sapan bir filmdi. Beni asıl heyecanlandıran bu sene başlarında vizyona giren Tarsem Singh imzalı Pamuk Prenses’in Maceraları: Ayna Ayna Söyle Bana / Mirror Mirror’dı.