İçerik
Nedir Bu Kadınlardan Çektiğimiz!
Gizemli Kadın, ülkemizde geç gösterime giren filmlerden… Yönetmeni Pawel Pawlikowski belgeselden gelen ve 1998 yılında çektiği The Stringer ile kurmacaya geçen, çok da üretken olduğu söylenemez bir sinemacı… My Summer of Love ile de uluslararası projelerde çalışma imkanı bulmuş…
İçerik
Amerikan işi “Liselim” komedisi!
Johnny Depp’i ünlü yapan 80’lerin fenomen dizilerinden 21 Jump Street aradan geçen 25 yıldan sonra yoluna sinemada devam ediyor ancak bu defa sulu zırtlak bir komedi olarak!
İçerik
Arıza Aşk
Amerikanın iç taraflarında sıkıcı bir kasabada çekirge yeme yarışmasında tanışan iki genç yetişkinin giderek tuhaflaşan ve yokedici bir şiddet gösterisine dönüşen aşk ilişkisini anlatan Arıza Aşk türkçe ismini sonuna kadar hakeden bir yapım
İçerik
Bütün Okulla Yatabilirsin ama Kirli Kızları Kimse Sevmez!
80’lere nur yağdı! Aslına bakarsanız değişen bir şey yok, sanırım biz insanlar 30 yıl öncesini anarak duygusallaşmayı seviyoruz. Hala sinemaya giden, alışveriş yapan bir neslin yaşamla sinema üzerinden son yakınlaşması gibi… 80’lerde de 50’leri anar dururduk çünkü.
İçerik
Ezdik, yaktık, vurduk ama ölmedi!
Yıllar önce izlediğim bütçesiz, iddiasız ancak nefis bir Türk filmi var; Fasülye… Çocukluk arkadaşlarımdan Selim Erdoğan ve Gürkan Uygun’un da rol aldığı film, sıradan bir insanın istemeden başına gelenlerden mütevellit bir suç komedisiydi. Köyün emeklilerinin vergi iade zarflarını şehre götürme görevini üstlenen dilsiz bir gencin bir dizi talihsiz rastlantı ile mafya hesaplaşmasının tam ortasında kalmasını anlatan bu filmi neden bu kadar çok sevdiğimi dün Sağ Salim’i izlerken buldum!
İçerik
Canavar Paris'in çatılarında zıplıyor
Baştan söyleyeyim, Pariste Bir Canavar kesinlikle çocuklara göre bir animasyon filmi değil. Sevimli olmaya çalışıyor ama macera, karakterler ve tüm film boyunca yapılan yetişkin esprileri asıl hedefin yaşını, başını almış canlandırma sineması meraklısı seyirci olduğunu düşündürüyor.
İçerik
Sisler içinde bir gizem öyküsü
The Raven / Kuzgun Edgar Allan Poe’nun en önemli şiir öyküsü ama Poe ismi sadece Kuzgun’dan ibaret değil. 46 yıllık yaşamı boyunca yazdıklarıyla kendinden sonra gelen pek çok ismi etkilemiş bir şair, Poe… Onun hikayelerindeki mistik temalar ve yükselen şiirsi duygusallık günümüz korku hikayelerini/ filmlerini esin manyağı yapmış deli deha H.P. Lovecraft’ı bile kalbinden vurmuştu.
İçerik
Hepinizi Kurtaracağım Ulan!
Cuma’ya “Film” diye bir film gösterime girecek, basın gösterimi de yapmışlar, o sebepten Maçka G-Mall sinemasındayız. Dostumuz Nizam Eren’le sohbetteyken filmin oyuncuları, teknik ekibi de çevrede dolanıyor. Heyecanlı oldukları her hallerinden belli, Nizam filmin dört önemli oyuncusundan biri olan Cumali Karakaya’yı davet ediyor. O da Film’in aslında festivaller için çevrildiğinden ama aldığı olumlu tepkiler yüzünden vizyonda seyirci karşısına çıkma kararı aldıklarından bahsediyor ve zaten güdümlenmemiş, duru bir akıl ile filmi seyretmek istediğimden başka bir şey de duymak istemiyorum, sadece “o ne özgüven o” diyorum içimden.
İçerik
Oyalayıcı bir fantezi
Blair Cadısı’na hatta onun öncülü olan Cannibal Holocaust’a teşekkürler! Sayelerinde icat edilmiş olan Found footage / Buluntu film, en popüler sinema yapma yöntemlerinden biri oldu çıktı. Başlangıçta bütçesiz sinemacıların sığındığı bu yöntem, Cloverfield’dan sonra büyük bütçenin ve görkemli özel efektlerin de alanına girdi ve işte Chronicle/Doğaüstü’ de bu şekilde kotarılmış bir film…
İçerik
Cem Yılmaz’dan 'Sevimli hayalet' olursa…
Genç Pietro umutsuz aşkının peşinden Sicilya’dan Roma'ya taşınmış ve cinselliğini henüz keşfetmekte olan utangaç biridir. En yakın dostu ve kuzeni (aslında anneleri kuzen) olan Lea ile kiralık bir yer bakınırken unutulmuş bir ev bulur ve oraya taşınır. O bir pastanede kruvasan ustasıdır ancak kurduğu
hayal bambaşkadır. Amatör bir oyuncu olarak çok yetenekli olduğu söylenemez ama bu hayalini mutlaka gerçekleştirmek istemektedir. Evin ise kiralayan kadının asla bahsetmediği bir sırrı vardır. Burası hayaletlerle dolu bir evdir ancak bu hayaletlerin derdi Pietro’yu korkutmak değil… Onlar gerçek
dünyadan daha çok korkmaktalar.
İçerik
Bir tür doğa 'Slasher'ı
Gri kurt, avcının av olma hikayesini bir tür doğa slasher'ına çevirerek aktarıyor. Bir grup, ait olmadıkları yabancı bir ortamda terörize edilerek teker teker avlanıyor ve biz acaba sona kim kalacak diye merak ediyoruz. Aslında merak ediyoruz denemez çünkü hikaye Liam Neeson'un oynadığı Ottway karakterini o kadar öne çıkarıyor ki biz sona kadar gidecek kişinin kim olduğunu biliyoruz.
İçerik
Siyahlı Kadın
Hani neredeyse elimizde büyüdü kerata! Daniel Raddcliffe’den bahsediyorum. İlk Harry Potter’daki ağlak, ezik İngiliz veledini oynadığı tarihten bu yana 11 sene geçmiş, o da bu zaman içinde büyümüş, ağabeyliği de atlamış, hemen baba olmuş! (filmdeki karakterden bahsediyorum.)
İçerik
Fetih 1453
Konstantinopolis’in fethi önemli bir konu... Meseleyi doğru anlatmak kadar, izleyiciyi sıkmamak da gerekiyor. Faruk Aksoy’un ne yapmak istediği filmin daha ilk dakikalarında anlaşılıyor. Hollywood’un bu tarz epik filmler için şimdiye kadar ürettiği tüm formülleri kullanarak amaca ulaşmak ve 160 dakikalık bir filmi seyirciyi sıkmadan izletmek derdinde yönetmen...
İçerik
80’ler aksiyon sineması: Kaslı adamlar ve kocaman silahları!
Peşpeşe gösterime giren filmlerden anlıyoruz ki Hollywood 80’ler aksiyon filmlerinin ruhunu ısrarla çağırmakta… Demokratların ülkeyi yönettiği bir sırada yapılan bu hareketin politik tepkiselliğinden dem vurulabilir elbette ama tüm bu cehennem ateşinin sorumlusu “kas adamların” beyazperdede salına salına dolaştığı 80’leri hatırlamak çok daha keyifli bir yolculuk olacaktır.
İçerik
Sibel Kekilli: Pornodan Kralın Odasına Giden Yol…
Sinemayı modern bir şehre benzetecek olursak Porno endüstrisi her zaman kanalizasyonun oralarda bir yerdedir. Kimse mecbur kalmadıkça oraya inmez. Orada yaşayan kimse de yukarı çıkamaz. Traci Lords gibi bazı B filmlerinde oynayarak porno kariyerini sonlandıran şanslı isimler bile her zaman o kokuyu üzerlerinde taşır.
İçerik
Tv'de bu gece: seks!
70’lerin ortasından 80’lerin başına kadar giderek yükselen bir seks gösterisi yapan, 79 yılında üretimi iyice merdiven altına kaydırarak gerçekten “porno” filmler üreten Yeşilçam’ın 90’ları çok sessizdir. İyice yorulmuş ve film çekmek için finansman bulmakta zorlanan sinemacılara bir darbeyi de özel televizyonlar vurur. Sinema’yı bitiren video’yu da anılara gömecek olan Türkiye’nin özel televizyon macerasının başlangıcı aynı zamanda epey şehvetli ve erotiktir de…
İçerik
80’ler ve Yeşilçam: Mayolu, bikinili Seksi Kadınlarımız!
Daha önceki dosyalarımızda ele aldığımız gibi, Türk seks filmlerinin yıldız oyuncuları aşağı yukarı bellidir. 70′lerin bu lanetli sinemasının “pornocu” olarak hatırlanan ve aslında çok azı öyle olan başta gelen oyuncuları; Arzu Okay, Zerrin Egeliler, Melek Görgün, Feri Cansel, Mine Mutlu, Elif Pektaş, Necla Fide, Figen Han, Dilber Ay, Zafir Seba, Zerrin Doğan, Alev Altın, Meltem Doğan, Meltem Işık gibi isimlerdir.
İçerik
Türk Sinemasında Cinsellik ve Seks Furyası Filmleri
Türk sinemasının erotik yılları üzerine kapsamlı bir dosya...
İçerik
Sinemada 3D Teknolojisi: Kurtarıcı mı, kabus mu?
Avatar’la birlikte yükselen 3 Boyutlu (3D) sinema teknolojisi öyle bela, öyle istila edici bir şey ki, sağımız solumuz bu tekniğe göre çekilmiş ya da “Clash of the Titans” gibi sonradan 3D’ye devşirilmiş filmlerle doldu. Sezon gerçek bir “gözlüklü seyirciler” resmi geçidine dönüşecek çünkü hergün 3D olarak çekilmiş onlarca filmin haberi geliyor. Aklımıza takılan soru şu; ev sinemasının oldukça yüksek bir seyir zevki vaadettiği şu günlerde, 3D teknolojisi, toplu gösterim yapan sinema salonları için bir kurtarıcı mı, yoksa 7. sanat sinemayı hepten lunapark eğlencesine çeviren teknolojik bir güve mi?
İçerik
Aksiyon filmi çekebiliyor muyuz yoksa dekmancılık mı oynuyoruz?
Aksiyon filmleri sinemanın zanaatının öne çıktığı yapımlardır. Bu türün ihtiyacı olan teknik imkanlara henüz sahip olan sinemamızda bu tür örneklere rastlamak geçtiğimiz yıllarda pek mümkün değildi. Elbette Yeşilçam zamanlarından gelen imkansızlıklar içinde çekilmiş filmler vardır, hatta Cüneyt Arkın gibi bir aksiyon yıldızımız bile var ama elde tabanca, “vur, kır, dök”ten öteye gidemeyen, bir aksiyon filminin gerçek gerekliliklerini yerine getiremeyen işlerdi bunlar…