İçerik
Cannes Film Festivali'nde 16 Mayıs
Zor bir yolculuğun ardından Cannes’a gelir gelmez, bavullarımı odama koyup ilk filmimi seyre koyuldum. Mısırlı yönetmen Yousri Nasrallah’ın “Savaştan Sonra” adlı filmi Mısır’da son yıllarda yaşanan sıcak gelişmeleri, Tahrir Meydanı’nı ve orada yaşanan “savaşları” perdeye taşıdı. “Savaştan Sonra” kimi özellikleriyle şaşırtıcı bir film.
İçerik
Zamanla sınırlandırılamayan animasyon başyapıtı!
'En İyi Film' dalında Oscar'a aday gösterilen ilk animasyon... Ayrıca, 'ses', 'müzik' ve üç şarkısıyla ayrı ayrı 'en iyi şarkı' adaylıkları olan; Alan Menken besteleriyle 'müzik' ve yine Menken ile Howard Ashman (40 yaşında öldü ve ödülünü göremedi) ortak çalışması "Beauty and the Beast" adlı parçayla da 'şarkı' olmak üzere iki Oscar kazanan film...
İçerik
Malatya’da ‘kısacık’ bir festival!
Film Festivallerinin hepsinin Mayıs ayı içine toplanması ayrı bir konu ben kendi adıma iki üniversitenin film festivalini tercih ettim. İlki artık yıllardır gittiğim bildiğim ve kendimi artık festivalin bir parçası olarak hissettiğim Anadolu Üniversitesi’nin yaptığı Uluslar arası Eskişehir Film Festivali’ydi. 14. yılıydı ve biz Cinedergi olarak bu senenin en iyi internet sinema dergisi ödülünü kazandık. İnternet dergiciliği konusunda ilklerden biriyiz, hatta ilkiz diyebilirim. Aslında ilk olmaların benim için çok önemi yoktur, ama yine de insan bazen vurgulamak istiyor…
İçerik
Sensiz Dünya malı neyleyim?
Fransızlara sordular, “Yılın kültür olayı nedir?” diye, “The Intouchables’dır” dedi, ülkenin yarısından fazlası. Gişedeki aşırı doz başarı ve filmin memleketinde gördüğü fenomen muamelesi de cabası! Buram buram bir sinema değil bekleyen bizi… Can Dostum, yüreği dağlılarda yer edinebilecek bir gönül filmi.
İçerik
Filistin’de aynı anda muktedir ve ezilen olmak
TRT Belgesel Günleri meraklısına ulaşan, çok da ilgi gören, alanında oldukça iddialı ve büyük bir festival. Bunu bu yıl fark ettiğimde biraz da şaşırdığımı söylemeliyim çünkü festivalden bugüne kadar pek bilgi akış olmadı, en azından bana yönelik. Ya da büyüklüğünü fark ettirecek derecede bir bilgi akışı olmadı diyelim.
İçerik
İşçi mahallesinde aksiyon ve güldürü
1978 doğumlu Katherine Heigl, "Grey's Anatomy" dizisindeki başarısı bir yana, asıl, Judd Apatow filmi "Kaza Kurşunu "ndaki (Knocked Up)rolüyle, aynı karakterin, nasıl sempatik ve seksapel, hem komik ve hem hüzünlü, hem deli dolu ve hem de saf olabileceğini, tüm bu özellikleri ne denli sorunsuzca kombine edebileceğini gösterdi. Belki çok ayrıksı karakterler için uygun değil ancak mükemmel bir çekicilikle, kendine uygun yazılmış hikâyeleri sırtlayıp götürebiliyor.
İçerik
Üvey anne mi, üvey evlat olmak mı zor?
Can’ı Antalya Film Festivali’nin yarışmalı bölümünde izledim, aslında Antalya’nın ya da diğer festivallerin 'festival filmi' filmi mantığını kırmaya müsait bir anlatım içeriyordu, Selen Uçer’in performansı bana göre başarılıydı ama bazı şeyler düşündüğünüz gibi olmaz. (Jüri Özel Ödülleri geldi tabii Antalya ve Sundance’ten… )
İçerik
Her seyirciye göre kahramanımız mevcuttur!
Dünyanın, 'Marvel evreni'nde karşı karşıya kaldığı yeni tehlike şu: Evrendeki dünyaya uzak Asgard'ın gururlu prensi / savaşçısı, olağanüstü güce sahip çekiciyle dolaşan Thor'un (Chris Hemsworth) üvey kardeşi Loki (Tom Hiddleston), insan denilen türün kendi önünde eğilmesini sağlamak için planını uygulamaya başlayacak...
İçerik
Sürüsüne bereket süper kahramanlar ordusu
Yenilmezler – The Avengers sonunda vizyona giriyor. Geçen hafta ABD’de gişe rekoru kırarak vizyon macerasına başlayan Marvel’in süper kahraman ordusu The Avengers tam bir şölen...
İçerik
İstanbul'un tabutuna çivi çakmak
Film Osmanlının son döneminden başlayarak İstanbul’un gelişimini anlatıyor. Gelişim belki uygun kelime değil çünkü 1950’lerden başlayarak bir şeyler fena halde ters gidiyor. Tramvay raylarının sökülmesi ve yolların otomobil kullanımına yönelik asfaltlanmasıyla bir seçim yapılıyor: toplu taşımacılık yerine bireysel taşımacılık ve daha çok otomobil. Bu süreç hala daha devam ediyor ve üçüncü köprüyle katmerlenerek sürecek gibi.
İçerik
Katar sermayesinin filmi
Birleşik Arap Emirlikleri, Katar gibi Arabistan’daki küçük ve görece yeni ülkelerin tarihi inanılmaz bir değişime sahne olmuş. Abu Dabi Film Festivali’ne katıldığımda ülkenin (BAE) tarihini anlatan bir müze gezmiştim. Aşağı yukarı elli yıllık bir sürede inci avcılığıyla (ya da toplayıcılığı) geçinen kabilelerin yaşadığı bu bölgeler, bugün çağdaş mimarinin gösteri alanına dönüşmüş durumda.
İçerik
Ucuzluk ve İstismar
“Mezarına Tüküreceğim” (I Spit On Your Grave) adlı dişe diş kana kan intikam intikam temalı hayli meşhur istismar filmi, 32 yıl sonra yeniden çevrildi (remake), ardından iki yıl internette ve tüm korsancılarda bekledi ve nihayet gösterime girdi. İstismar filmlerini sevenler tarafından kült ilan edilen ilk yapım, uzadıkça uzayan ve asla bitmeyecekmiş hissi veren, neredeyse 45 dakikalık tecavüz bölümüyle dikkat çeker. Öç alma bölümü ise güdüktür, beklentileri karşılamaktan uzaktır (ne bekleniyorsa artık) ve hatta esnetir.
İçerik
Tepenin Ardı'nda 'düşman' var!
Memleket sineması bizi hüsrana uğratarak başlamıştı 2012'ye, hatta geçen yıl Altın Koza ve Altın Portakal'da arka arkaya birbirinden kötü yerli işi filmler izleyince, projeler çoğalıyor, kalite ise giderek azalıyor diyerek kendi aramızda konuşmaya bile başlamıştık. Tam umudumu yitirirken, İstanbul Film Festivali hızır gibi yetişti resmen...
İçerik
İki arada bir derede kalmak…
Yeniden Doğuş 1981 yılında Joe Dante’nin yönettiği Uluma (The Howling) isimli kurt adam filmiyle başlayan serinin sekizinci ve şimdilik son ayağı.
İçerik
Gerçek bir balina kurtarma operasyonu
Büyük Mucize sadece bir balina kurtarma operasyonu hikâyesi değil. Aynı zamanda politik oyunların, medyanın gücünün, yer yer iç içe olan çıkarcı tutumunun, Greenpeace’in gönülden mücadelesinin ve büyük sermayenin nasıl da nabza göre şerbet verdiğinin filmi. Bazen fazlasıyla didaktik olup, eski bir anlatım tarzıyla karakterlerin derinine inmese de verdiği mesajlarla takdir edilmesi gerek. Gerçekte de bir aktivist olan Drew Barrymore’u, bir Greenpeace gönüllüsü rolünde bakımsız ve makyajsız bir halde izliyoruz.
İçerik
Cem Yılmaz’dan 'Sevimli hayalet' olursa…
Genç Pietro umutsuz aşkının peşinden Sicilya’dan Roma'ya taşınmış ve cinselliğini henüz keşfetmekte olan utangaç biridir. En yakın dostu ve kuzeni (aslında anneleri kuzen) olan Lea ile kiralık bir yer bakınırken unutulmuş bir ev bulur ve oraya taşınır. O bir pastanede kruvasan ustasıdır ancak kurduğu
hayal bambaşkadır. Amatör bir oyuncu olarak çok yetenekli olduğu söylenemez ama bu hayalini mutlaka gerçekleştirmek istemektedir. Evin ise kiralayan kadının asla bahsetmediği bir sırrı vardır. Burası hayaletlerle dolu bir evdir ancak bu hayaletlerin derdi Pietro’yu korkutmak değil… Onlar gerçek
dünyadan daha çok korkmaktalar.
İçerik
Küçük çaplı ama iyi bir aksiyon
Son Vurgun gibi filmler insanı kararsızlığa sürüklüyor. Oyuncularının performansı, senaryosu, kurgusu iyi bir film Son Vurgun. Üstelik aslında hacmi de küçük değil. Filmin çekimleri ve harcanan para belirli bir kaliteyi tutturmak için belli ki yeterli. Bütün bunlara rağmen beni tam anlamıyla kavrayabildiğini söyleyemeyeceğim.
İçerik
Belki de en iyisi doğaya sığınmak…
İnsanın doğayla çatışmasını konu alan filmleri merakla izlerim, içinde büyük oranda intikam barındıran, insanın her şeye tepeden bakan gücü karşısında doğanın onun bileğini büküverdiğini düşünürüm. Ama bazen doğanın tepesi atar ve insanoğlunu içinden çıkamadığı psikolojik durumlara sokar. Örneğin Antichrist’de insanın doğasının fazlaca bozulduğuna, Melancholia’da insanın üzerine abandığına, İnce Kırmızı Hat’ta ise insana fazlasıyla ‘anlamsızlık’ bahşettiğine tanıklık etmiştik.