İçerik
Cannes Film Festivali'nde 26 Mayıs
Ve nihayet sona geldik. Bugün son yarışma filmi “Mud” (Çamur demek ama filmde özel bir ad olarak geçiyor)gösterildi. “Mud” Jeff Nichols’ın üçüncü filmi. İkinci filmi “Sığınak”ı (Take Shelter)kısa bir süre önce izlemiştik. “Sığınak”ta hem hayali hem de gerçek fırtınalar vardı ve bu yüzden yanlış bir şekilde filmi çevreci ilan edenler olmuştu. Oysa filmin konusu kapitalizm ve şizofreniye dairdi. Güvencesiz bir sosyal yapı ve ekonomik kriz, ruhsal dengesi zaten sallantıda olan bir bireyi nasıl paranoyaklaştırır diye özetlenebilirdi filmin konusu. Nichols’ın yeni filmi de doğayla iç içe ama yine çevrecilik değil filmin derdi.
İçerik
Cannes Film Festivali'nde 25 Mayıs
Cannes’da bugün yaşadığımız en enteresan olay film seyretmek değil, Cannes Belediye Başkanı’nın gazeteciler ve jüriye verdiği yemeğe katılmak oldu. Kentin eski kısmında kalede verilen yemeğin menüsü oldukça basitti: balık fileto, patates, havuç, şarap ve tatlı. Ama ortam keyifli ve samimiydi. Tabii yine de jürinin ünlüleriyle aramızda güvenlikçiler eksik değildi. Samimiyet bir yere kadar!
İçerik
Cannes Film Festivali'nde 24 Mayıs
Perşembe günü seyrettiğim iki filmin tesadüfen ortak bir yanı vardı. İkisinde de işlemedikleri suçların cezasını çekmek zorunda kalan insanlar anlatılıyordu. “Central Park Beşlisi” (The Central Park Five” 1989’da New York’un Central Park’ında jogging yaparken saldırıya uğrayan, tecavüz edilen ve koma halinde terk edilen genç bir Beyaz kadının soruşturmasını konu alan bir AMD yapımı belgeseldi. Belgeselin altında 3 yönetmenin, Ken Burns, David McMahon ve Sarah Burns’ün imzası var.
İçerik
Cannes Film Festivali'nde 23 Mayıs
Bu sabahın yarışma filmi Brezilyalı yönetmen Walter salles’in “Yolda”sıydı (On the Road”). “Yolda” bilindiği gibi Jack Kerouack’ın Beat kuşağını tanımlayan romanının adı. Kült bir kitap söz konusu ise dünyada herhalde en başlarda “Yolda” vardır. Jack Kerouack kitapta kendisini ve çevresini anlatır. Kendisine Sal Paradise, yakın arkadaşı, en büyük kankası, gurusu Neal Cassady’ye ise Dean Moriarty adını verir. Sal ve Dean kankalar aleminin klasik ikililerinden biridirler. Mesela bizim “Kaybedenler Kulübü” de bu tip bir ikiliyi anlatır. Hatta “Bizim Büyük Çaresizliğimiz” de.
İçerik
Cannes Film Festivali'nde 22 Mayıs
Andrew Dominik “Kasap” (Chopper) filmiyle çok güçlü bir şekilde girmişti sinemaya. Ardından yaptığı “Korkak Robert Ford’un Jesse James Suikastı” kaygısız kalınamayacak bir filmdi ama bir dağınıklığı da vardı. Bu yıl Cannes’da yarışacak filmi doğrusu heyecan uyandırmıştı. Ama “Killing Them Softly” (Yumuşak Öldürmek)bekleneni vermedi.
İçerik
Cannes Film Festivali'nde 21 Mayıs
Çok yoğun bir gündü bugün: Ken Loach’tan “Meleğin Payı” (Angel’s Share), Thomas Vinterberg’den “Av” (Jagden), Alain Resnais’den “Henüz Bir Şey Görmedin” (Vous N’avez Encore Rien Venu) ve Michael Haneke’den “Aşk” ya da “Sevgi”yi (Amour) aynı gün gördüm. Bir de dün gece gördüğüm ve henüz yazmadığım Abbas Kierostami’nin “Aşık Biri Gibi”si var. Ve basın odasının kapanmasına az zaman kaldı. Cannes çok yorucu geçiyor, bunda şaşılacak bir şey yok. Fakat kötü hava şartları hastalanma olasılığını da gündemimize soktu.
İçerik
Cannes Film Festivali'nde 20 Mayıs
Cumartesi akşamı herkes Thomas Vinterberg’ın “Av” adlı yarışma filmine giderken, ben ne zamandır yeniden seyretmek istediğim “Bir Zamanlar Amerika”nın (BZA) yolunu tuttum. Bu filmin benim tarihimde şöyle özel bir yeri var. Segio Leone’nin BZA’sı hapisten çıktıktan (1984) sonra seyrettiğim ilk filmdi.
İçerik
Cannes Film Festivali'nde 19 Mayıs
Altın Palmiye ödüllü Romen yönetmen Christian Mungiu’nun “Tepelerin Ardında”sı (Dupa Dealuri) üçüncü günümün kapanış filmiydi. Mungiu, Romen sinemasının ve kendi sinemasının temel özelliklerini taşıyan bir film yapmış. “4 Ay, 3 Hafta, 2 Gün… “ nasıl iki kadın ve bir erkek arasında geçiyorsa, bu film de öyle. Filmle ilgili yazıma bir başlık atmam gerekseydi “Bebek Çıkarmaktan, Şeytan Çıkarmaya” başlığını atardım.
İçerik
Cannes Film Festivali'nde 18 Mayıs
Bugünün ilk filmi Gomorra’yla tanıdığımız İtalyan Yönetmen Matteo Garrone’nin yeni filmi Gerçeklik ya da enternasyonal adıyla Reality idi. Filmin adı yeni gerçekçi filan olduğu için değil “reality televizyonu’yla, özelde “Biri Bizi Gözetliyor” (BBG) programıyla ilgili oluşundandı. Bu yüzden filme “Reality” demek sanırım en doğrusu olacak.
İçerik
Cannes Film Festivali'nde 17 Mayıs
Bir gün öncenin yorgunluğunu atamadan hızlı bir güne daha başladık. Festivalin ikinci gününde üç yarışma filmi daha seyretme olanağı buldum. Ayrıca Nuri Bilge Ceylan’a Fransız Yönetmenler Birliği’nin verdiği Carrosse d’Or (Altın Fayton ya da Altın Saltanat Arabası)ödülünün törenine ve ardından Türk standında yapılan partiye katıldım. Şimdi haberler…
İçerik
Cannes Film Festivali'nde 16 Mayıs
Zor bir yolculuğun ardından Cannes’a gelir gelmez, bavullarımı odama koyup ilk filmimi seyre koyuldum. Mısırlı yönetmen Yousri Nasrallah’ın “Savaştan Sonra” adlı filmi Mısır’da son yıllarda yaşanan sıcak gelişmeleri, Tahrir Meydanı’nı ve orada yaşanan “savaşları” perdeye taşıdı. “Savaştan Sonra” kimi özellikleriyle şaşırtıcı bir film.
İçerik
Korsanlar, Darwin, Kraliçe Victoria ve diğerleri...
Korsanlar hakkında en güzel şey nedir? Yağmalama mı? Palalar mı? Yoksa jambon gecesi mi? Haklısınız, korsanlık deyince akla gelen ilk seçenekler bunlar değil belki ama zaten bizimkiler de öyle bilindik korsanlara pek benzemiyorlar.
İçerik
Unuttun beni zalim!
Romantik komedilerin ya da romantik dramların formülü genelde ulaşılamayan, kaybedilen, kanırtan, gözyaşıyla birlikte kimi zaman gülünen, kimi zaman da daha diplere saplanılan bir durum barındırır!
İçerik
Gerçek bir balina kurtarma operasyonu
Büyük Mucize sadece bir balina kurtarma operasyonu hikâyesi değil. Aynı zamanda politik oyunların, medyanın gücünün, yer yer iç içe olan çıkarcı tutumunun, Greenpeace’in gönülden mücadelesinin ve büyük sermayenin nasıl da nabza göre şerbet verdiğinin filmi. Bazen fazlasıyla didaktik olup, eski bir anlatım tarzıyla karakterlerin derinine inmese de verdiği mesajlarla takdir edilmesi gerek. Gerçekte de bir aktivist olan Drew Barrymore’u, bir Greenpeace gönüllüsü rolünde bakımsız ve makyajsız bir halde izliyoruz.
İçerik
Üç gri balina vardı, geriye iki kaldı!
Konu çevre ve bir canlının hayatını kurtarmak olunca insanın izlediklerine dair bir sürü ayrıntı oluşuyor kafasında. Öncelikle Büyük Mucize 1988 yılında yaşanan, televizyonlara, makale ve hatta kitaplara (Thomas Rose’un kitabı Balinaları Kurtarmak) konu olan bir hikâyeden esinleniyor. Olay üç gri balinanın hızla oluşan buzullarda sıkışmalarını konu alıyor.
İçerik
23.ULUSLARARASI ADANA FİLM FESTİVALİ’nden izlenimler…
Babamın Kanatları, kuşkusuz festivalde en çok övgüyü alan film oldu. İzleyiciden ve yazarlardan güzel geri dönüşler aldı. Menderes Samancılar ve Musap Ekici filmin dikkat çeken isimleri oldu. Festivalden de 7 ödülle ayrılan filmi izleyememenin üzüntüsü içindeyim, umarım en yakında zamandaki bir festivalde yakalayabilirim.
İçerik
FİNALİYLE BEYİN YAKAN FİLMLER
Aralarında izlemediğiniz filmlerin de olacağını düşündüğüm bu 10 filmlik listede, özellikle son ana kadar sizi ekrana bağlayan Neler oluyor? Nasıl yani? Gibi sorularla sizi boğuşturup sürpriz finaliyle de gerçekten şok etmeyi başaran yapımları sıraladım.
İçerik
Kapitalizmin Maskesini Düşüren Filmler
Açıkçası bu öyle bir konu ki sayfalarca sürecek kadar film adı çıkarabilirim size. Fakat belirli bir kategori yapmamız lazım. Ben öncelikle bu dosyada belgesel filmlere yer vermedim. Daha çok sinemanın kurgusal yönünü kullanan yani yönetmenin ve oyuncuların kendi yaratıcılıklarıyla etki ettikleri filmleri aldım.